SGK Yersiz Ödeme Tahsili



TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ


İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

FUAT TEKİN BAŞVURUSU 
(Başvuru Numarası: 2019/38575) 
Karar Tarihi: 8/6/2023 R.G. Tarih ve Sayı: 11/10/2023 - 32336

 

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; sözleşmede yer alan cezai şartın uygulanması üzerine açılan davada uyuşmazlığın sonucuna etkili iddiaların ve itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/11/2019 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile Türk Eczacılar Birliği (TEB) arasında düzenlenen 19/1/2009 tarihli Sosyal Güvenlik Kurumu Kapsamındaki Kişilerin Türk Eczacılar Birliği Üyesi Eczanelerden İlaç Teminine İlişkin Protokol'ün hükümlerinde öngörüldüğü şekliyle başvurucunun ilaç teslim ettiği kişilerin kimlik kontrolünü yapmadığı gerekçesiyle hakkında 314.658,80 TL cezai şart uygulanmıştır.

8. Başvurucu, SGK'nın 25/3/2013 tarihli yazısıyla bildirilen cezai şartın haksızlığının tespit edilmesi ve önlenmesi talebiyle Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış; Mahkeme, reçetelerin yasal yollar izlenerek oluşturulduğu, iğfal kabiliyetini haiz olduğu, idare tarafından uygulanan cezai şartın haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir. Davalı SGK, temyiz kanun yoluna başvurmuştur.

9. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 16/2/2016 tarihli ilamıyla özetle eczane sahibi olan başvurucunun ibraz edilen reçetelerin arkasına ilaçları teslim alan kişilerin kimlik bilgilerini yazması gerektiğini, kendisinin de taraf olduğu protokol hükümlerinde öngörülen kimlik tespiti yapma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, ilaçların dava dışı kurum sigortalısına teslim edilmediğini, protokolün 6.3.3 maddesine aykırı hareket etmesi nedeniyle hakkında uygulanan cezai işlemin yerinde olduğunu, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.

10. Mahkeme 6/6/2017 tarihinde bozma kararına uyarak davanın reddine karar vermiş; başvurucunun temyiz ettiği bu karar, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25/6/2019 tarihli ilamıyla onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 27/9/2019 tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

11. Bu karar 19/10/2019 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/11/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

12. SGK ile TEB arasında düzenlenen protokolün ilgili kısmı şöyledir:

"...

3.2.3. Reçetelerin arka yüzünde; ilacı/ilaçları alan kişinin adı, soyadı ve '..kalem... kutu ilacı aldım' ibaresi, hastanın veya birinci derece yakınının telefon numarası ve/veya adresi, imzası, ilacın/ilaçların reçete sahibi veya birinci derece yakını dışındaki kişilerce alınması halinde ise ayrıca T.C. kimlik numarası, T.C. kimlik numarası olmaması hâlinde ibraz edilen kimlik belge numarası yer alacaktır.

...

6.3.3. Eczanenin Kuruma fatura ettiği reçetelerde bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine ya da yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilaçların teslim edildiği yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı hâlinde reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 ay süre ile sözleşme yapılmaz.

..."

13. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 16/2/2016 tarihli ve E.2014/22441 K.2016/4207 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava, davalı Kurum tarafından uygulanan uyarı ve cezai şart işleminin protokole aykırı olduğu ileri sürülerek açılmış, işlemin haksızlığının tespiti ve çekişmenin önlenmesi istemine ilişkindir. Davalı, kurumlarına verilen hasta şikâyetleri üzerine yaptıkları araştırmalarda hak sahibi sigortalıların Gazi Hastanesinde Medula sisteminde yer alan tarihlerde muayene olmadıklarını, adlarına düzenlenen rapor ve reçetelerden haberdar olmadıkları gibi ilaçları da eczaneden alıp kullanmadıklarını beyan etmeleri üzerine yürütülen soruşturma sonucunda, davacı eczane tarafından 11 adet sahte reçetenin kuruma fatura edilmesi sonucunda ceza uygulandığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, medula sisteminde kayıtlı rapor ve reçetelere güvenilerek ilaç verilmesinde davacının bir kusurunun olmadığı, yolsuzluk yapan kişilerin davalıya ağır zarar verdiğine ilişkin bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının sözleşmenin 6.3.3 maddesini ihlal etmediği gerekçeleri ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacının, bir dönem sahibi olduğu D. Eczanesi ile birlikte 31 eczane hakkında yapılan şikayet ve soruşturma neticesinde düzenlenen müfettiş raporu doğrultusunda davacıya ait eczanede usulüne uygun olarak düzenlenmemiş 11 adet reçetenin bulunduğunun belirlendiği, bu reçetelerin 3. kişiler tarafından sahte olarak tanzim olunduğu ve bedellerinin kuruma fatura edilmesinden dolayı idare tarafından sözleşmenin 6.3.3 maddesi uyarınca cezai işlem tesis edildiği, davacı eczanenin ibraz edilen reçetelerin arkasına ilaçları teslim alan kişilerin kimlik bilgilerini yazması gerektiği, davacının kendisinin de taraf olarak imzaladığı protokol hükümlerine göre kendisine yüklenen kimlik tespiti yapma yükümlülüğünü yerine getirmediği, şayet ilaçları teslim etmek için reçeteyi ibraz eden kişilerden kimlik bilgilerini sormuş olsa idi bu kişilerin ilaçları teslim almaya yetkili olmadıklarının anlaşılacağını, davaya ve davalının işlemine konu reçetelerin sahteliği sabit olup, bilirkişi raporu ile belirlenen iğfal kabiliyeti hususunun ceza yargılaması yönünden sonuç doğuracağı, davacının kimlik tespiti yapma yükümlülüğünü yerine getirmemiş olması nedeniyle sorumluluğunun ortadan kalkmayacağı, davacı eczanenin eyleminin sabit olup, yapılan işlemin protokole uygun olduğu dolayısıyla uygulanan cezai işlemin hukuka uygun olduğu tereddüte ya da duraksamaya mahal bırakmayacak şekilde sabittir. Ayrıca dava konusu işleme esas teşkil reçetelerin sahte olduğu tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Dava konusu para cezasına ilişkin işlemin dayanağı olan taraflar arasındaki sözleşmenin 6.3.3. maddesinde;" eczanenin kuruma fatura ettiği reçetelerden bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine yada yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibine veya ilaçları teslim edildiği yakınına ait olmadığının tespit edilmesi halinde, reçete bedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı yazılı olarak uyarılır, tekrarı halinde reçetebedelinin 5 katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşme feshedilir ve 1 (bir) ay süre ile sözleşme yapılmaz" şeklinde düzenleme yapılmıştır. Dosya kapsamı ve özellikle dava dışı sigortalının şikayet dilekçesi içeriği itibariyle ilaçların dava dışı davalı kurum sigortalısına teslim edilmediği halde, bu kişilere teslim edilmiş gibi reçete arkasının imzalandığı sabit olup, davacının bu şekilde sözleşmenin 6.3.3.maddesine aykırı davranması nedeniyle davacı hakkında uygulanan cezai işlemin yerinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

..."

14. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 4/11/2021 tarihli ve E.2017/(13)3-1977, K.2021/1346 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

II. UYUŞMAZLIK

11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; üçüncü kişilerin sahtecilik eylemleri neticesinde oluşturulan gerçeğe aykırı sağlık raporları ve bunlara bağlı reçeteleri davalı kuruma fatura eden davacı eczane hakkında, ilaç teslimi sırasında hak sahiplerinin kimlik tespitlerinin usulüne uygun yapılmadığı gerekçesiyle cezai işlem uygulanmasında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

12. Dava eczacılık protokolü çerçevesinde haksız uygulandığı ileri sürülen cezai işlemin iptali suretiyle muarazanın giderilmesi istemine ilişkin olup Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümünde öncelikle konuyla ilgili mevzuat ve sözleşme hükümlerinin incelenmesi gereklidir.

13. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun “Sağlık hizmetlerinden yararlanma şartları” başlıklı 67. maddesinin üçüncü fıkrasına göre “…genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmeleri için sağlık hizmet sunucularına başvurduklarında acil haller hariç olmak üzere (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra); biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulamasının yapılması ve/veya nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya Kurum tarafından verilen resimli sağlık kartı belgelerinden birinin gösterilmesi zorunludur”.

14. Aynı Kanun’un 71. maddesine göre ise 'Sağlık hizmeti sunucuları, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere sağlık hizmeti sunumu aşamasında (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra), 67 nci maddenin üçüncü fıkrasında sayılan belgeleri ve bu belgelerin başvuran kişiye ait olup olmadığını kontrol etmek zorundadır.'

15. 28.08.2008 tarihli, 26981 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası İşlemleri Yönetmeliği’nin 41. maddesi de aynı yöne işaret etmektedir.

16. Somut olayın gerçekleştiği tarihte geçerli olan Sağlık Uygulama Tebliğinin (SUT) 3/6 maddesine göre de 'Sağlık kurum ve kuruluşları, Kurum sağlık yardımlarından yararlandırılan kişilerin müracaatı aşamasında (acil hallerde ise acil halin sona ermesinden sonra) nüfus cüzdanı, sürücü belgesi, evlenme cüzdanı, pasaport veya verilmiş ise Kurum sağlık kartı belgelerinden biri ile kimlik tespiti yapacaktır. Kimlik tespiti yükümlülüğünü yapmayan ve bu nedenle bir başka kişiye sağlık hizmeti sunulması nedeniyle Kurumun zarara uğramasına sebebiyet veren sağlık hizmeti sunucularından uğranılan zarar geri alınır.'

17. Açıklanan hükümler gereği sağlık hizmeti sunucusu olan eczaneler kendisine başvuran kişiye hizmetini sunarken kişinin kimlik tespitini usulüne uygun şekilde yapmak zorundadır.

18. Taraflar arasındaki 2009 yılına ait 'Sağlık Hizmeti Alım Protokolü'nün 'Reçetelerin arka yüzünde; ilacı ilaçları alan kişinin adı, soyadı ve ' ... kalem .... kutu ilacı aldım' ibaresi, hastanın veya birinci derece yakınının telefon numarası ve veya adresi, imzası, ilacın ilaçların reçete sahibi veya birinci derece yakını dışındaki kişilerce alınması hâlinde ise ayrıca T.C. kimlik numarası, T.C. kimlik numarası olmaması hâlinde ibraz edilen kimlik belge numarası yer alacaktır' şeklindeki (3.2.3) maddesi uyarınca eczane, karşıladığı reçetedeki ilaçları verirken kimlik kontrolü yapmak ve reçete arkasına ilaçları alan kişinin bilgilerini doğru kaydetmek yükümlülüğü altındadır.

19. Anılan bu sözleşme hükmüne aykırılığın yaptırımı, protokolün cezai şart uygulanacak fiiller başlığı altında (6.3) maddesinde düzenlenmiş olup maddenin üçüncü bendine göre, eczanenin Kuruma fatura ettiği reçetelerde bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine veya yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın, reçete sahibi ya da yakınına ait olmadığının tespit edilmesi hâlinde, reçete bedelinin beş katı kadar cezai şart uygulanarak eczacının yazılı olarak uyarılacağı, tekrarı durumunda reçete bedelinin beş katı tutarında cezai şart yanında sözleşmenin feshedileceği ve bir ay süreyle sözleşme yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.

20. Cezai şart uygulanmasını gerektirir hâllerden bir diğeri ise eczacı ya da eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak maksadıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat küpürü, sahte reçete veya rapor fatura edilmesi hâlidir ve bu durumda protokolün (6.3.19) maddesinde düzenlenen sahte reçete bedelinin on katı tutarında cezai şart ile sözleşmenin feshi ve iki yıl süreyle yeni sözleşme yapılmaması müeyyidesi uygulanır.

21. Yine protokolün 4.3.6 maddesine göre 6.3 maddesinde sayılan fiillerin varlığının tespiti durumunda reçete bedellerinin ödenmeyecek, Kurumca yersiz ödeme yapılmışsa eczacının tahakkuk etmiş alacağından mahsup edilecektir.

22. Somut olayda davalı Kurum Teftiş Başkanlığının 27.04.2012 tarihli soruştuma raporunda dava dışı hastanedeki birtakım usulsüz işlemler çerçevesinde sahte rapor ve reçeteler düzenlendiği iddiası araştırılmış, gerçekten de pek çok eczaneye bu sahte belgelerin verildiği ve ilaçların Kuruma fatura edildiği tespit olunmuştur. Bu çerçevede yapılan incelemede davacının da aralarında bulunduğu bazı eczanelerde söz konusu sahte belgeleri sunarak ilaç isteyen kişilerin kimlik tespitinin usulüne uygun yapılmadığı belirlenmiş ve bu eczanelerin sahtecilik eylemine iştirakleri olmadığından protokolün (6.3.19) maddesinden değil, yalnızca kimlik kontrol yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle (6.3.3) maddesi çerçevesinde cezai işlem uygulanmıştır.

23. Davacı açtığı davada; sahteciliğe iştirak etmedikleri gibi sahte raporların Medula sistemine kaydedilmiş olmasının eczaneleri yanılttığını ve uygulanan ceza ile mağdur edildiklerini ileri sürmüş ve Mahkemece de bu iddialar yerinde bulunmuştur.

24. Ne var ki dava konusu işlemin sahtecilik eylemi ile ilgisi bulunmamaktadır. Zira protokolün (6.3.3) hükmü şeklî bir sözleşmeye aykırılık hâlini düzenlemekte ve eczanenin 5510 sayılı Kanun, ilgili Yönetmelik ve SUT hükümleri gereğince yapmakla yükümlü olduğu kimlik tespit ve kontrol işlemini yerine getirmemesine cezai sonuç bağlamaktadır. Söz konusu yaptırımın uygulanması için eczacı veya eczane çalışanlarının zarar kastı yahut Kurumun zarara uğraması gerekmez.

25. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 23.01.2016 tarihli, 2014/13-1185 E., 2016/1079 K. sayılı, 17.05.2015 tarihli, 2014/13-267 E., 2015/1673 K. sayılı kararları da aynı yöndedir.

26. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken hatalı değerlendirmeyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

27. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

15. Anayasa Mahkemesinin 8/6/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

16. Başvurucu; SGK'ca yapılan protokolde eczanenin kimlik kontrolü yapma yükümlülüğünün bulunmadığını ve buna ilişkin iddianın kararda karşılanmadığını, Yargıtayın ilgili Dairesinin aynı konuya ilişkin farklı kararlar verdiğini, Yargıtay kararında emsal içtihattan ayrılma sebebinin belirtilmediğini iddia etmiştir. Bununla birlikte protokolün bazı maddelerinin Danıştay tarafından iptal edildiğini, bu hususun da değerlendirilmediğini, tüm bu nedenlerle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

17. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

 “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu kapsamda dile getirdiği iddialarının özü itirazlarının Mahkemece dikkate alınmamasına, buna ilişkin esaslı iddialarının Mahkeme ve Yargıtay tarafından cevaplandırılmamasına ilişkin olduğundan başvuru Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı yönünden incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

20. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet Fidan, B. No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).

21. Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Anayasa Mahkemesinin görevi başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını değerlendirmektir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için taraflara iddialarını sunma hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur (Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19). Bununla birlikte Anayasa'daki hakların etkili bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine göre tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır (Mehmet Çelikkıran, B. No: 2013/9648, 20/1/2016, § 34).

22. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkını da kapsamaktadır. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerden gerekçeli karar hakkının gereklerinin yerine getirilip getirilmediğinin de hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında dikkate alınması gerektiği açıktır. Çünkü mahkemelerin yargılama sırasında verdikleri kararların hangi maddi ve hukuki nedene dayandığını ilgili ve yeterli ölçüde izah etmesi taraflarca ileri sürülen iddia ve delillerin etkili şekilde incelendiği hususuyla doğrudan ilgilidir.

23. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Canan Tosun, B. No: 2014/8891, 10/5/2017, § 23).

24. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında ileri sürdüğü iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri, ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

25. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve şartlarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).

26. Aksi bir tutumla mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt vermeyi gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

27. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus; temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

28. Başvurucu; SGK'ca yapılan protokole göre eczanenin kimlik kontrolü yapma yükümlülüğünün bulunmadığını ve buna ilişkin iddianın kararda karşılanmadığını, Yargıtayın ilgili Dairesinin aynı konuya ilişkin farklı kararlar verdiğini, Yargıtay kararında emsal içtihattan ayrılma sebebinin belirtilmediğini iddia etmiştir. Bununla birlikte protokolün bazı maddelerinin Danıştay tarafından iptal edildiğini, bu hususun da değerlendirilmediğini belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

29. SGK ile TEB arasında düzenlenen protokolün 3.2.3. maddesinde; reçetelerin arka yüzünde ilacı/ilaçları alan kişinin adı, soyadı ve "... kalem ... kutu ilacı aldım" ibaresi, hastanın veya birinci derece yakınının telefon numarası ve/veya adresi, imzası, ilacın/ilaçların reçete sahibi veya birinci derece yakını dışındaki kişilerce alınması hâlinde ise ayrıca T.C. kimlik numarası, T.C. kimlik numarası olmaması hâlinde ibraz edilen kimlik belge numarasının yer alacağı belirtilmiştir.

30. Aynı protokolün 6.3.3. maddesinde de eczanenin SGK'ya fatura ettiği reçetelerde bulunması gereken ve reçete muhteviyatı ilaçların reçete sahibine ya da yakınına teslim edildiğine ilişkin imzanın reçete sahibine veya ilaçların teslim edildiği yakınına ait olmadığının tespit edilmesi hâlinde reçete bedelinin beş katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacının yazılı olarak uyarılacağı, tekrarı hâlinde reçete bedelinin beş katı tutarında cezai şart uygulanarak sözleşmenin feshedileceği ve o eczane ile bir ay süreyle sözleşme yapılmayacağı ifade edilmiştir.

31. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 16/2/2016 tarihli ilamında; ezcane sahibi olan başvurucunun ibraz edilen reçetelerin arkasına ilaçları teslim alan kişilerin kimlik bilgilerini yazması gerektiği, başvurucunun da taraf olduğu protokol hükümlerinde öngörülen kimlik tespiti yapma yükümlülüğünü yerine getirmediği, ilaçların dava dışı kurum sigortalısına teslim edilmediği, sözleşmenin 6.3.3 maddesine aykırı hareket edildiği açıkça ifade edilmiştir.

32. Mahkeme 6/6/2017 tarihli kararında başvurucu eczanenin ibraz edilen reçetelerin arkasına ilaçları teslim alan kişilerin kimlik bilgilerini yazması gerektiğini, protokol hükümlerine göre kendisine yüklenen kimlik tespiti yapma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, ilaçları teslim etmek için reçeteyi ibraz eden kişilerden kimlik bilgilerini sormuş olsa idi bu kişilerin ilaçları teslim almaya yetkili olmadıklarının anlaşılacağını, kimlik tespiti yapma yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle sorumluluğunun ortadan kalkmayacağını belirtmiştir.

33. Dolayısıyla başvurucunun protokolde eczanenin kimlik kontrolü yapma yükümlülüğünün bulunmadığı ve buna ilişkin iddianın kararda karşılanmadığına yönelik iddiası gerek 6/6/2017 tarihli mahkeme kararında gerekse Yargıtayın anılan kararında değerlendirilip gerekçelendirilmiştir.

34. Başvurucu; Yargıtayın ilgili Dairesinin aynı konuya ilişkin farklı kararlar verdiğini, Yargıtay kararında emsal içtihattan ayrılma sebebinin belirtilmediğini iddia etmiştir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bu konuya ilişkin kararları incelendiğinde taraflar arasında imzalanan protokolün hükümleri kapsamında eczanelerin kimlik kontrolü yapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği, kimlik kontrolü yapmayan eczanelerin teslim ettiği ilaçların sigortalı tarafından kullanılmaması durumunda verilen cezai şartın hukuka uygun olduğunun ancak eczane tarafından kimlik kontrolü yapılmadığı hâlde üçüncü kişiye teslim edilen ilaçların sigortalı tarafından kullanılması durumunda verilen cezai şartın hukuka uygun olmadığının benimsendiği anlaşılmıştır.

35. Somut olayda anılan Daire kimlik kontrolü yapılmayan ve üçüncü kişiye teslim edilen ilaçların sigortalıya teslim edilmediği hatta sigortalı tarafından bu konuya ilişkin şikâyette bulunulduğu hususlarını da değerlendirerek cezai şartın yerinde olduğunu belirtmiş, bu bağlamda benimsediği mevcut içtihadını uygulamıştır.

36. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin başvurucunun başvuru formu ekinde belirttiği 6/2/2010 tarihli ve E.2010/6745, K.2010/6264; 20/3/2014 tarihli ve E.2013/29514, K.2014/8191; 19/10/2015 tarihli ve E.2014//29290, K. 2015/30297; 3/11/2015 tarihli ve E.2014/40169, K.2015/31727; 9/2/2016 tarihli ve E.2014/48787, K.2016/3730 sayılı kararlarına konu olayların başvurucunun iddia ettiği olayla bire bir aynı olmadığı görülmüştür. Bu itibarla Yargıtayın anılan dairesinin emsal içtihatlarından ayrılması söz konusu olmadığı gibi bu hususa ilişkin gerekçe oluşturmasının da gerekli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

37. Öte yandan başvurucu; protokolün bazı maddelerinin Danıştay tarafından iptal edildiğini, bu hususun da değerlendirilmediğini iddia etmiştir. Danıştay 10. Dairesinin 3/11/2009 tarihli kararı incelendiğinde eczacıya da çalışanları dışında sahte olarak tanzim edildiği belirlenen on veya daha az sayıdaki reçete, küpür veya raporun Kuruma fatura edildiğinin tespiti hâlinde sahte reçete, sahte küpürlü reçete veya sahte raporlu reçete tutarının beş katı tutarında cezai şart uygulanacağını ve sözleşmenin feshedilerek üç ay süreyle sözleşme yapılmayacağını öngören 2007 tarihli protokolün 6.3.24 maddesinin iptal edildiği görülmüştür. İptal gerekçesinde eczacı veya çalışanın bilgisi dışında üçüncü kişiler tarafından sahte olarak tanzim edilen reçete, küpür veya raporun eczacı tarafından SGK'ya fatura edilmesinden dolayı eczacının cezalandırılmasında hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilmiştir.

38. Somut olayda taraflar arasında yapılan protokolün 6.3.3. maddesi uyarınca cezai şart uygulanmış olup söz konusu eczanenin bizzat yerine getirmesi gereken kimlik kontrol yükümlülüğünü yerine getirmemesi, diğer bir ifadeyle kendi fiili nedeniyle cezai şart uygulanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun iddia ettiği, iptal edilen protokol hükmü ile somut olayda uygulanan protokol hükmü aynı olmadığından başvurucunun ileri sürdüğü iddianın uyuşmazlığın sonucuna etkili olduğu söylenemez.

39. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

41. 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih” ibaresi “9/3/2023 tarihi” şeklinde değiştirilmiştir.

42. Bu bağlamda 6384 sayılı Kanun'un 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesiyle değiştirilen geçici 2. maddesi uyarınca 9/3/2023 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla ilgili bireysel başvuruların Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenerek karara bağlanması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 27-36) kararında Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olup olmama yönünden inceleyerek Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna varmış; başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle başvurunun kabul edilemezliğine karar vermiştir.

43. Somut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 8/6/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.