Can Hukuk Bürosu

Tel : 0 322 454 04 42

  
  
  
  
  

Kredi Hayat Sigortası Uyuşmazlıkları



KREDİ HAYAT SİGORTASI UYUŞMAZLIKLARI

Bankalardan kredi kullanan tüketicilere, çoğu banka hayat sigortası yaptırmaktadır. Bunlar, kredi/kredili hayat sigortası, krediye bağlı hayat sigortası gibi isimlerle anılmaktadır.

Kredi hayat sigorta sözleşmelerinde asıl amaç sigorta ettiren tüketicinin bir ihtiyacının karşılanması değildir. Tam tersine, kredi kullandıran bankanın kredi verdiği kişinin ölümünden dolayı krediyi geri ödeyememesi nedeniyle maruz kalacağı riskin teminat altına alınmasıdır.

Esasen, hayat sigortalarında bir kimsenin hastalığı nihai olarak sigorta şirketinin taşıdığı rizikoyu arttıran bir durumdur. Sigorta şirketi, bu durumda ya hiç sigorta sözleşmesi yapmamakta ya da daha ağır şartlarla sigorta sözleşmesi yapmaktadır. Onun içindir ki, uygulamada, kredi hayat sigortası primlerinin miktarı tüketicinin yaşı ile doğru orantılıdır. Tüketici yaşlı ise kredi hayat sigortası primi daha fazla alınmakta, genç ise sigorta primi daha az ve ucuz alınmaktadır. Hatta kredi kullandırılacak 75 yaş üstü kişiler zorunlu hayat sigortası kapsamından çıkarılmıştır. Bu kişiler için, kullandırılacak kredilerde maddi teminat ve/veya kredi garanti fonu kefaleti şartı aranır.

Kredi hayat sigortasında, sigorta poliçesi çoğu kez, bankaların kendi grup şirketleri olan sigorta şirketleri vasıtasıyla yapılmaktadır. Bu anlamda banka ile sigorta şirketinin sahipleri hemen hemen aynıdır. Bankalar kredi verdiği müşterilerini aslında anlaşmalı oldukları sigorta acentelerine sigorlatırlar. Esasen bir bakıma aracı konumunda bulunurlar.

Halbuki, tüketicilerin bankanın istediği sigorta şirketinin poliçesini kabul etmek gibi bir zorunluluğu yoktur. Tüketici isterse, bankanın istediği sigorta şirketinin dışında bir başka sigorta şirketine kredi hayat sigortası yaptırabilir. Buna bir engel yoktur.

Bankaların kredi vermek için zorunlu olarak öne sürdükleri hayat sigortası şartının yasal bir dayanağı yoktur. Tüketici, istediği takdirde bu zorlamayı dilekçe ile çözüme kavuşturabilir. Eğer, bundan da sonuç alamaması durumunda ise Tüketici Hakları Hakem Heyeti aracılığı ile çözüme kavuşturabilir.

Hayat sigortasında, sigorta yapan şirket, bu sigorta ile tüketicinin belirli bir süre içinde veya sözleşmede belirtilen şart ve haller içinde ölümü veya o tüketicinin sözleşmede belirtilen belli bir süreden fazla yaşaması ihtimalini ya da her iki ihtimali beraber sigorta edebilir. Ama herhalükarda, ölüm gerçekleşirse sigortalı olan tüketicinin ölüm tarihindeki, sigorta bedeli mirasçılarına ödenmek zorundadır.

Bu kredi hayat sigortası, nakit kredi, taşıt veya konut kredisine bağlı olarak 1 ila 10 yıl arasında değişen sürelerde sunulan sigorta çeşitidir. Kredi vadesinin bir yıldan kısa olması durumunda asgari sigorta süresi 1 yıl olarak belirlenmektedir. Teminatı sigorta süresi boyunca sabittir. Bu nedenle, sigorta süresi içinde ölüm riskinin gerçekleşmesi halinde tüketicinin toplam kredi borcu ödenmekte, tazminatın kalan kısmı ise sigortalı tüketicinin mirasçılarına verilmektedir.

Ancak, bazı durumlar, bu sigortanın teminatını dışındadır. Yani, sigorta bedeli tüketicinin mirasçılarına ödenmez. Örneğin, tüketici yolcu sıfatının dışında, örneğin, şoför, sürücü gibi sıfatlarla seyahat ederse, intihar veya intihara teşebbüs sonucunda ölürse ölüm tazminatı ödenmez.

Yine, tüketici, kredi hayat sigortası sözleşmesinin yapılması sırasında kendisince bilinen ve sigorta şirketinin sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün halleri bildirme yükümlülüğündedir. Yoksa, bu yükümlülüğün ihlali durumunda, sigorta şirketi, durumu öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilir. Bu durumda sigorta tazminatları istenemez.

Uygulamada sorun da tam burda ortaya çıkmaktadır.

Çoğu zaman, bankadan kredi çeken tükeci vefat ettikten sonra, mirasçıları, hayat sigortasındaki tazminatların ödenmesini talep etmekte, sigorta şirketleri ise bu talepleri sırf tazminat ödememek için reddetmektedir.

Red sebebi ise, çoğu zaman, vefatın neden olduğu hastalığın, kredi kullanımı sırasında tüketicinin beyan yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesine dayandırılmaktadır.

Çünkü, sigorta şirketleri, sigortalı tüketicinin hastalığını gizlediğini, tüketicide mevcut olan risk sigorta şirketi tarafından bilinseydi sigorta sözleşmesinin düzenlenmeyeceğini, poliçe kapsamında sigorta ettiren tüketicinin hayat sigortası genel şartları gereği beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığını, bu durum karşısında yasal cayma hakkından olan tek taraflı fesih hakkını kullandıklarını beyan etmektedirler.

Mahmekemeler ise, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, form doldurulmamasının sonucu olarak sigortalı tüketicinin doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket edip etmediği ve poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalı tüketicinin gizlenen hastalığı olup olmadığı, bu hastalığı kasten gizleyip gizlemediği, dolayısı ile ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı hususlarını incelemekte, sigorta sözleşmesi kurulurken sigortalı tüketiciye yüklenen doğru bilgi verme yani ihbar yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine bakmaktadır.

Bunu incelerken, sigortalı tüketiciye ait tüm tedavi kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmaktadır.

Mahkemece, konusunda uzman doktorlardan oluşan bir heyet teşkil ettirilmektedir. Yine, çoğu zaman dosya Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesine gönderilmektedir. Bu bilirkişi heyeti ya da Adli Tıp, sözleşme anında sigortalı tüketicinin hastalığının bulunup bulunmadığı, mevcut olduğunun tespiti halinde gizlenip gizlenmediği, ölüm rizikosu ile bildirilmeyen hastalık arasında illiyet olup olmadığı konusunda incelemeler yapmakta, rapor almaktadır.

Bu raporda eğer, sözleşme imzalanmadan önce sigortalının vefata bağlı olan hastalığının sigorta sözleşmesi imzalanırken olmadığı, önceden var olan hastalıkları ile ölüm arasında illiyet bağı da bulunmadığı, dolayısıyla, ölümün sigorta poliçesi teminatı kapsamında olup olmadığı yönünde görüş bildirilir.

Eğer, ölüm, sigorta poliçesi teminatı kapsamında olduğu ortaya çıkarsa, mahkeme, tüketicinin mirasçılarının sigorta tazminatı taleplerinin kabulüne ve sigorta şirketi tarafından ödenmesine karar verir.

Yok eğer, ölüm, sigorta poliçesi teminatı kapsamında olmadığı ortaya çıkarsa, mahkeme, tüketicinin mirasçılarının sigorta tazminatı taleplerinin reddine karar verir.

Ancak, sigorta şirketinin bildirilmemiş, eksik veya yanlış bildirilmiş olan hususları bilmesi veya ihbar etmemenin ya da yanlış ihbar etmenin kusura dayanmaması halinde sigorta şirketi sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedemez.

Bazen uyuşmazlık, tam teşhisin öğrenilmesiyle çözülmektedir. Çünkü, tüketici her ne kadar rahatsızlığı olsa da, bu konuda tıbbi teşhis henüz konulmamış ise, hayat sigortası poliçesi imzalandığı tarihte, rahatsızlığın gizlendiği sonucuna varılmaz. Çünkü, tüketici, tam teşhisi, poliçenin imzalanmasından sonra öğrenmiştir.

Burada ispat yükü, yani, hastalığının tüketici tarafından gizlendiği ve rizikonun tüketicinin bu rahatsızlığını gizlemesinden kaynaklandığı ispat yükü sigorta şirketine aittir.

Sigorta şirketi, poliçenin düzenlenmesi sırasında basiretli bir tacir gibi davranarak sigortalıya mevcut hastalıkları konusunda gerekli soruları yöneltip, cevaplarını alması gerekmektedir. Yoksa, basiretli bir tacir gibi davranmayarak, sigortalı tüketiciye gerekli soruları yöneltmeyen, hatta poliçede imzasını almayan, ancak buna rağmen poliçe prim bedelinin tamamını tahsil eden sigorta şirketinin, sigortalı tüketicinin bildirim yükümlülüğünü yerine getirmediğini ileri sürerek bu durumdan lehine sonuç çıkarması mümkün değildir.

Ama her halükarda, beyan yükümlülüğünün kasıtlı ihlalinde sigorta şirketi ölüm vs. gibi riziko gerçekleşmiş olsa bile sözleşmeyi tek taraflı olarak her zaman feshedebilir. Çünkü, uyuşmazlık mahkemeye gelirse, mahkemece, sigorta şirketinin ölen tüketicinin doğru beyan yükümlülüğüne uymadığı savunması karşısında, mahkeme, tüketicinin sağlık durumunu kasıtlı olarak gizleyip gizlemediğini bilirkişilere incelettirir, kasıtlı olarak sağlık durumunu gizlediği kanaatine varılırsa poliçe talepleri açısından mirasçıların açtığı davanın reddine karar verir.

Uygulamada bir diğer sorun da, bir yıldan fazla uzun süreli kredilerde, kredinin kullanımı sırasında bir yıl süreli yapılan kredi hayat sigortasında ortaya çıkmaktadır. Çoğu zaman, bir yıllık sigortanın bitiminde sigorta poliçesi banka tarafından yenilenmemekte, yenilenmediği aşamada ise tüketici vefat etmektedir. Bu durumda, mirasçılar, vefat eden miras bırakan tüketicinin ölüm tarihinde kredi hayat sigortasının yürürlükte olduğunun tespiti talepli davalar açmaktadırlar. Uyuşmazlık da bir yılık kredi hayat sigortasının bitiminde bankanın sigortayı yenileme ve sigortalıya bildirimde bulunma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı noktasında ortaya çıkmaktadır.

Kredi sözleşmesi sebebiyle hayat sigortası yapılmasındaki amaç, banka yönünden kredi borcunun teminat altına alınması olduğu kadar, belli bir prim borcu getirmekle birlikte, sigortalı tüketicinin de bunda menfaati olduğu kabul edilmektedir. Buna göre, kredi süresi içerisinde sigorta poliçesini yenileme sorumluluğu kredi kullanan tüketiciye ait olmakla birlikte, yenilemeye dair bildirim yapma ve bilgilendirme sorumluluğunun da kredi veren bankaya ait kabul edilmektedir. Bu sebeple mirasçıların uğradığı zarar sebebiyle tarafların müterafık kusurlu oldukları sonucuna varılmakta, vefat eden tüketicinin ve davalı bankanın kusur oranları takdir edilerek tazminat rakamlarına hükmedilmektedir.

Bu aşamada, hayat sigortası sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda yetkili ve görevli mahkemeye değinmekte fayda var. Sigorta şirketi aleyhine açılacak davalarda yetkili ve görevli mahkeme, sigorta şirketi merkezinin veya sigortalı tüketicinin ikametgahının bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemeleridir.

Bu tip davaların konusu, banka kredisi sebebiyle yapılan hayat sigorta poliçesi kapsamında, Türk Ticaret Kanununda düzenlenen sigorta hukuku hükümler olduğundan, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Bunun için, uyuşmazlıklar, Asliye Ticaret Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılır.

Son olarak, vefat eden tüketicinin mirasçılarının sigorta sözleşmesinden doğan bütün tazminat talepleri iki yıllık zamanaşımına tabidir. Bu iki yıl geçtikten sonra tazminat talepleri zaman aşımına uğrar.

Av. Ahmet Can
Can Hukuk Bürosu

Reşatbey Mah.Türkkuşu Cad.No:1 Günep Panorama B Blok K:10 D:5 Seyhan/Adana
T: 0 322 454 0 442
F: 0 322 454 0 432
E-mail: ahmetcan@ahmetcan.av.tr