Can Hukuk Bürosu

Tel : 0 322 454 04 42

  
  
  
  
  

İş Mahkemesi Karar Düzelteme Yolu



 
İş mahkemelerinde karar düzeltme yolunun kapalı olmasına rağmen, İş Mahkemesi kararlarını inceleyen Yargıtay Özel Dairesince temyiz incelemesi yapılırken açıkça görülmesi gereken artık yerleşik içtihat haline gelmiş olan hususlarda Özel dairenin bu hususu gözden kaçırmış olması halinde, maddi hataya dayalı olarak karar düzeltme yoluna başvurulabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas No:2013/236 Karar No:2015/1728

 
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ordu İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.01.2011 gün ve 2009/283 E., 2011/24 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 18.07.2011 gün ve 2011/3839 E., 2011/6392 K. sayılı ilamı ile düzeltilerek onanmış, davacı vekilinin maddi hata nedeniyle başvurması üzerine Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 22.11.2012 gün ve 2012/16188 E., 2012/20899 K. sayılı ilamı ile;
(…1-Yerel Mahkeme İş mahkemelerinde karar düzeltme yolunun kapalı olması nedeniyle davacının karar düzeltme talebinin reddine karar vermiştir. Davalı işverenler vekili bu kararı temyiz etmiştir. O halde bu yön üzerinde özellikle durulmalıdır. Hukuk Usulu Mahkemeleri Kanunun karar düzeltme yolunu düzenleyen 440-444 maddelerinde aynı yasanın 432. maddesi doğrultusunda bir düzenleme yoktur. Yargıtay'ın onama yada bozma kararı üzerine taraflardan biri karar düzeltme yoluna başvurursa yerel mahkemenin karar düzeltme yolunun- şartlarının bulunmadığını değerlendirme ve denetleme yetkisi yoktur. Hal böyle olunca Yerel Mahkemenin yasal olarak yetkili bulunmadığı bir konuda hüküm tesis ettiği anlaşıldığından karar düzeltme isteminin reddine ilişkin 12.04.2012 günlü kararının kaldırılmasına,
2-Davacı Z.. T.. ile davalılar Ş...ve Y....Elektrik Dağıtım AŞ arasında görülen, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle maddi ve Manevi tazminat istemli davada yapılan yargılama sonunda Ordu İş Mahkemesince verilen 19.01.2011 gün 2009/283E, 2011/24K sayılı hükmün davacı ve davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce 18.07.2011 gün ve 2011/3839E, 2011/6392K sayılı kararla “Davanın teselsül hükümlerine göre açıldığı ve hüküm altına alınacak tazminatlara olay tarihinden itibaren faiz istendiği halde, “hükmedilen maddi ve manevi tazminatın davalılardan kusur oranlarına göre tahsiline karar verilmesi ve ayrıca maddi tazminata dava ve ek dava tarihinden itibaren faiz yürütülmüş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedeni olduğu ancak bu yanlışlığın yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden bahisle hüküm fıkrası “43.595.00-TL maddi, 1000.00-TL manevi tazminatın 9.7.2000 tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline” şeklinde düzeltilmesi suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmiş ve bu karar üzerine Davacı vekili, Dairemizin düzelterek onama kararının maddi yanılgıya dayalı olduğundan bahisle düzeltilmesini talep etmiştir.
İş Mahkemeleri Kanununun 8/3. maddesi gereğince İş Mahkemelerinden verilen kararlara ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak; Yargıtay onama ya da bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunduğu hallerde, dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş onama ya da bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak, evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.
Maddi yanılgı kavramından amaç; Hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa, inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin Kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılanma sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar edilmesi ve maddi gerçeğin göz ardı yapılması, yargıya duyulan güven ve saygınlığı sarsacağı gibi, Adalete olan inancı ortadan kaldırır ve yok eder.
Bu nedenledir ki; Yargıtay; bu güne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Kaldı ki kimi açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2002/10-895E ve 2002/838K, 2003/21-425E ve 2003/441K sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Gerçekten temyiz incelemesi sonunda yerel mahkeme kararı, “hükmedilen maddi ve manevi tazminatın davalılardan kusur oranlarına göre tahsiline karar verilmesi ve ayrıca maddi tazminata dava ve ek dava tarihinden itibaren faiz yürütülmüş olması usulsüz olduğundan bahisle bozulmuş ancak bu yanlışlığın yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemesi nedeniyle hükmün anılan yanlışların düzeltilmesi suretiyle onanmasına karar verilmiştir. Ne var ki hükmüne uyulan Dairemizin 18.07.2011 gün ve 2011/3839E, 2011/6392K sayılı kararında bozma nedenlerinden biri de kusur oranlarının belirlenmesine yönelik olup, kusur oranlarının belirsiz olduğu bir durumda, bozma ilamındaki sair itirazların reddedilmiş bulunması, manevi tazminatın miktarı bakımından kazanılmış hak oluşturmayacağı gibi ret nedeninin orak olduğu durumlarda vekille temsil edilen davalılar yararına tek vekalet ücreti verilmesi tarife hükümleri gereğidir. Hal böyle olunca bu yönlere ilişkin davacının temyiz itirazlarının reddinin maddi yanılgıya dayalı olduğu anlaşılmakla Dairemizce 18.07.2011 gün ve 2011/3839E, 2011/6392K sayılı kararının kaldırılmasına karar verilerek dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
3-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve temyiz nedenlerine göre davalıların tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,
4-Dava nitelikçe, 09.07.2000 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu % 19,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece Dairemizin BK’nun 58.maddesine göre TEDAŞ'ın, yapı eserinin muhafazasındaki kusurundan doğan zarardan sorumlu olduğu, dosyadaki kusur raporları arasında çelişki olduğu halde telafi edici kusur raporu alınmamasının isabetsiz olduğu ve hakkaniyet indirimi koşullarının bulunmadığından bahisle bozulmasına, tarafların sair temyiz itirazları reddedilmesine ilişkin 13.04.2009 gün ve 15431-5505 sayılı bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda maddi ve manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile kusurları oranında davalılardan tahsiline karar verilmişse de varılan bu sonuç hatalı olmuştur..
Davacının iş kazası sonucu %19,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı olayda davacının % 20, davalı Şadi Aslantürk’ün % 50, davalı Yeşilırmak Elektrik Dağıtım AŞ’nin %30 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Gerek mülga B.K'nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı T.B.K’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Bedensel bütünlük eş deyişle vücut bütünlüğü kavramının fizik bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasızdır. Olayın özelliklerinin neler olduğu 22.6.1966, 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanmıştır. Bunlar her olayda değişebilir. Bu nedenle hakiminin kararında bu özellikleri objektif ölçülere göre göstermesi gerekir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hüküm altına alınan 1,000,00-TL manevi tazminatın az olduğu açıkça belli olmaktadır.
5-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2 maddesine göre “Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur.” Bu duruma göre maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddi nedeniyle davalılar yararına tek vekâlet ücreti verilmek gerekirken, davalılardan her biri yararına ayrı ayrı vekalet ücreti verilmesi isabetsiz olmuştur.
Öte yandan davacı hüküm altına alınan tazminatlara olay tarihinden itibaren faiz işletilmesini ve hüküm altına alınacak tazminatların davalılardan müteselsil sorumluluk esaslarına göre tahsilini karar verilmesine istemiştir. Davalıların birlikte kusurlu eylemleri ile zararlandırıcı sigorta olayına neden oldukları ortadadır. iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle açılan davalarda faizin zararın meydana geldiği olay tarihinden itibaren yürütüleceği, haksız eylemle birlikte zarar veren bakımından temerrüt düşüldüğünün kabulünün gerekeceği Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarındandır. Hal böyle olunca da davacının hüküm altına alınacak tazminatlara olay tarihinden itibaren faiz işletilmesini istediği ve davalıların müteselsil sorumluluğuna dayandığı göz ardı edilerek, davacı yararına hükmedilen maddi ve manevi tazminatın davalılardan kusur oranlarına göre tahsiline karar verilmesi ayrıca hüküm altına alınan maddi tazminata dava ve ek dava tarihinden itibaren faiz yürütülmüş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
 
TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
 
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, iş kazası nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının davalı yüklenicinin üstlendiği Mesudiye Üçyol Belediye şebeke yenileme işinde yüksek gerilim elektrik montaj demontaj ustası olarak çalıştığı sırada 09.07.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu % 37 oranında malül kaldığını olayda davacının kusuru bulunmadığını ileri sürerek, maddi ve manevi zararlarının kaza tarihinden itibaren faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı Ş.. A.. vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, maluliyet ve kusur oranını kabul etmediklerini, dava konusu olay ile ilgili hiçbir şekilde kusurları bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı Tedaş Ordu Elektrik Dağıtım Müessese Müdürlüğü vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının talebinin maddi tazminat mı manevi tazminat mı olduğunun açık olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir .
Yerel mahkemece iş kazası nedeniyle davacıda oluşan % 37 maluliyet nedeniyle, davacının %20, davalıların %80 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece davalıların müşterek müteselsil sorumlu oldukları ve faiz başlangıç tarihinin olay tarihi kabul edilmesi gerektiği gerekçesi ile düzeltilerek onanmıştır.
Özel Dairenin düzelterek onama kararı sonrasında davacı vekilince, sehven verilen düzeltilerek onama kararının düzeltilmesi istenmekle, Özel Dairece kararın maddi hataya dayalı olduğunun kabulü ile düzeltilerek onama kararı kaldırılarak, Yerel Mahkeme kararı yukarıda belirtilen nedenlerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece, düzeltilerek onamaya dair Özel Daire kararında maddi hata bulunmadığı, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8/son maddesi gereğince iş mahkemelerinden verilen kararların temyizen incelemesi sonucu Yargıtay’ca verilen kararlara karşı karar düzeltme yolunun kapalı olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmektedir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iş mahkemesince verilen kararın düzeltilerek onanmasına ilişkin özel daire kararına karşı davacı talebinin maddi hatanın düzeltilmesi niteliğinde olup olmadığı varılacak sonuca göre Özel Dairenin düzelterek onama kararını kaldırarak bozma kararı verip veremeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “maddi hata” kavramının irdelenmesinde yarar vardır:
Hemen belirtilmelidir ki, maddi hata (hukuki yanılma), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder (Dr. Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, Birinci Baskı 1976,sayfa:208).
Burada belirtilen maddi yanılgı kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Bilindiği üzere mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 459. Maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 304. maddesi uyarınca, iki tarafın isim, sıfat ve neticei taleplerine ilişkin maddi hatalar ve esas hükümde hesap hataları yapılmış ise mahkeme bu hataları düzeltebilir.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında da, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılama sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrarla maddi gerçeğin göz ardı edilmesi, yargıya duyulan güven ve saygınlığı, adalete olan inancı sarsacaktır.
O nedenledir ki; Yargıtay, bu güne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş; baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltilmesini kabul etmiştir.
Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2002 gün ve 2002/10-895 E., 2002/838 K. ; 02.07.2003 gün ve 2003/21-425 E. 2003/441 K.; 13.04.2011 gün ve 2011/9-101 E., 2011/128 K. sayılı kararlarında da; maddi yanılgıya dayalı onama ve bozma kararlarının karşı taraf lehine sonuç doğurmayacağı, iş mahkemelerince verilen kararlara karşı karar düzeltme yolunun kapalı oluşunun maddi yanılgıya dayalı yargı kararlarının düzeltilmesine engel olamayacağı, hatalı biçimde hak sahibi olmanın evrensel hukukun temel ilkelerine ters düşeceği, maddi gerçeğin her zaman önde geleceği kabul edilmiştir.
Gerçekten, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8/son maddesi uyarınca, iş mahkemelerince verilen kararlara ilişkin Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak, maddi yanılgıya dayalı kararlar bu kuralın dışındadır. Onama ve bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunması halinde dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira, yukarıda da ifade edildiği gibi, maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş bulunan onama ve bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak evrensel hukukun temel ilkelerini ihlal edeceğinden, karşı taraf yararına sonuç doğurması olanaklı değildir.
Sonuç olarak; kimi açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur.
Özel Dairenin, takdir edilen manevi tazminat miktarının az olduğu ve ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek avukatlık ücretine hükmedilmesi yönündeki yerleşik görüşüne karşın somut uyuşmazlıkta bu yönde değerlendirme içermeyen yerel mahkeme kararını açık yanılgıya düşerek düzeltilerek onadığı görülmektedir.
Yukarıda açıklanan ilkelerin ışığında, ortada açık bir maddi yanılgı olduğu anlaşıldığından, emsallerine göre davalıya ayrıcalık getiren bu yanlışlığın ortadan kaldırılması zorunludur.
Şu duruma göre bu yanlışlığın düzeltilmesinde, dolayısıyla Özel Dairenin bu hususu bir maddi hata olarak nitelendirmek ve düzelterek onama kararını kaldırmak suretiyle yeniden inceleme yapmasında isabetsizlik bulunmamaktadır.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, Kanunun tanımadığı bir hakkın içtihat yolu ile tanınmasının özellikle miktar yönünden ve sürenin kaçırılmış olması nedeni ile karar düzeltme talepleri ret edilen kararlar yönünden eşitlik ilkesine aykırı olacağı gerekçesi ile direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de çoğunluk tarafından bu görüş kabul edilmemiştir.
Yukarıda belirtilen nedenlere dayalı olarak yerel mahkeme kararı yerinde olmadığından Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,19.06.2015 gününde oyçokluğuyla ile karar verildi.
 
KARŞI OY YAZISI
 
Dava, iş kazası nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davacının 09.07.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu % 37 oranında malül kaldığını olayda davacının kusuru bulunmadığını ileri sürerek, maddi ve manevi zararlarının kaza tarihinden itibaren faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Yerel mahkemece iş kazası nedeniyle davacıda oluşan % 37 maluliyet nedeniyle, davacının % 20, davalıların % 80 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne dair verilen karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece davalıların müşterek müteselsil sorumlu oldukları ve faiz başlangıç tarihinin olay tarihi kabul edilmesi gerektiği gerekçesi ile düzeltilerek onanmıştır.
Davacı vekili, bozma sonrası alınan bilirkişi raporunda davacının kusur oranının % 30 iken % 20 ye düştüğünü bu nedenle takdir edilen manevi tazminat miktarının az olduğunu ayrıca ret edilen kısım yönünden davalılar yarına tek avukatlık ücreti takdir edilmesi gerekirken ayrı ayrı avukatlık ücreti takdir edilmesinin doğru olmadığını, 21. Hukuk Dairesinin maddi hataya dayalı düzelterek onama kararın düzeltilmesini istemiştir.
Yargıtay Özel Dairesi, İş Mahkemeleri Kanununun 8/3. maddesi gereğince İş Mahkemelerinden verilen kararlara ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak; Yargıtay onama ya da bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunduğu hallerde, dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş onama ya da bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak, evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Gerçekten temyiz incelemesi sonunda yerel mahkeme kararı, “hükmedilen maddi ve manevi tazminatın davalılardan kusur oranlarına göre tahsiline karar verilmesi ve ayrıca maddi tazminata dava ve ek dava tarihinden itibaren faiz yürütülmüş olması usulsüz olduğundan bahisle bozulmuş ancak bu yanlışlığın yeniden yargılama yapılmasını gerektirmemesi nedeniyle hükmün anılan yanlışların düzeltilmesi suretiyle onanmasına karar verilmiştir. Ne var ki hükmüne uyulan Dairemizin 18.07.2011 gün ve 2011/3839E, 2011/6392K sayılı kararında bozma nedenlerinden biri de kusur oranlarının belirlenmesine yönelik olup, kusur oranlarının belirsiz olduğu bir durumda, bozma ilamındaki sair itirazların reddedilmiş bulunması, manevi tazminatın miktarı bakımından kazanılmış hak oluşturmayacağı gibi ret nedeninin orak olduğu durumlarda vekille temsil edilen davalılar yararına tek vekalet ücreti verilmesi tarife hükümleri gereğidir. Hal böyle olunca bu yönlere ilişkin davacının temyiz itirazlarının reddinin maddi yanılgıya dayalı olduğu kabul ederek yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Yerel Mahkemenin direnme kararı vermesi ile dava dosyası Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gelmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iş mahkemesince verilen kararın düzeltilerek onanmasına ilişkin özel daire kararına karşı davacı talebinin maddi hatanın düzeltilmesi niteliğinde olup olmadığı varılacak sonuca göre Özel Dairenin düzelterek onama kararını kaldırarak bozma kararı verip veremeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği gibi kanun yolu ikiye ayrılır.
1-Normal (olağan) Kanun yolu. Genel olarak İstinaf ve Temyiz olmak üzere iki çeşit normal kanun yolu vardır. Bizde İstinaf yolu mevcut olmadığı için normal kanun yolu iki tanedir.
A)Temyiz,
B)Karar Düzeltme
2-Olağanüstü Kanun Yolu. Kesinleşmiş hükümlere karşı tanınmış olan bu kanun yoluna (olağanüstü) kanun yolu denir. Buna usuldeki tanımlama ile yargılamanın iadesi denilmektedir(HUMK 445 vd).
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 8/son maddesi hükmüne göre Yargıtay’ın verdiği kararlara karşı karar düzeltme yolu bulunmamaktadır.
Bunun dışında, şeklen kesinleşen bir kararın yeniden ele alınarak görüşebilmesi için açık bir maddi yanılgının bulunması gerekir.
Hükümdeki maddi hataların düzeltilmesi Usul Kanunu tarafından benimsenmiştir.
Bilindiği üzere mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 459. maddesi ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 304. maddesi uyarınca, iki tarafın isim, sıfat ve neticei taleplerine ilişki n maddi hatalar ve esas hükümde hesap hataları yapılmış ise mahkeme bu hataları düzeltebilir. Ancak maddi hata gerekçesi ile evvelce reddedilen, noksan hükmolunan yahut karar altına alınması ihmal edilen, yahut şekli anlamda kesinleşen bir hükmün hukuki yorumunda maddi hata yapıldı gerekçesiyle değiştirilmesi kabul edilemez. Elbette temyiz süresinin hesaplanmasındaki yanılgı, tebligat tarihinin okunmasındaki yanılgı, dosyadaki tanık listesinin veya tapu kaydının görülmemesi, taşınmazın sınırındaki orman, mübadeleye tabi kişilerin bulunduğuna ilişkin kayıtların insani hata nedeniyle görülmemesi maddi hatadır ve bunların düzeltilerek hüküm kurulması mümkündür.
Fakat hukuksal yorumda maddi hata yapıldığından söz edilerek şekli anlamda kazanılmış hakkın ortadan kaldırılması usulen mümkün olmamalıdır.
İş Mahkemelerinin kararlarına karşı Yargıtay’ın vermiş olduğu onama ve bozma kararlarının hukuksal yorumda hata edildi gerekçesiyle fiilen karar düzeltme yolunun Yargı kararlarıyla açılması hukuken benimsenemez.
Somut olayda, sayın çoğunluk maddi yanılgıyı, Yargıtay incelemesi sırasında gözden kaçmış ve bu tür yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve kamu vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı durumlarda maddi hata nedeniyle İş Mahkemesi kararlarına ait Yargıtay’ca verilen onama ve bozma kararlarının süresiz olarak yeniden incelenebileceğini benimsemiştir. Bu gerekçe haklı maddi hataların bulunması halinde benimsenebilir. Ancak takdir edilen manevi tazminat miktarının az olduğu ve davalılar yararına takdir edilen avukatlık ücretinin hatalı olması, daha önce verilmiş ve şeklen kesin hüküm haline gelmiş kararlarının maddi yanılgı nedeniyle ortadan kaldırılmasına neden olamaz.
Sayın çoğunluğun kabulü iş davaları dışındaki karar düzeltme yolu açık olan davalardaki 15 günlük karar düzeltme isteme süresinin geçmesi halinde veya miktar bakımından karar düzeltme miktarının altında kalan davalara ilişkin karar düzeltme istemleri miktardan veya süreden reddedilmesine karşın iş davalarında süre ve miktara bakılmaksızın maddi hata adı altında her zaman sanki süresiz karar düzeltme incelemesi yapılarak onanan veya bozulan kararın maddi hata diye değiştirilmesi eşitlik ilkesine, kanunla verilmeyen bir hukuksal hakkın Yargıtayca verilmesidir.
Bu gerekçelerle sayın çoğunluğun maddi hatanın giderilmesi talebinin kabulü ile kararı esastan değiştiren görüşlerine katılmadığımdan direnme kararının onanması görüşündeyim.

Can Hukuk Bürosu
Av. Ahmet Can

Reşatbey Mah.Türkkuşu Cad.No:1 Günep Panorama B Blok K:5 D:2 Seyhan/Adana
T: 0 322 454 0 442 
F: 0 322 454 0 432 
E-mail: ahmetcan@ahmetcan.av.tr

Hakkında 
Can Hukuk Bürosu, geniş deneyim ve uzmanlığa sahip olduğu işçi işveren ilişkileri, işe iade, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, maaş, ücret, fazla mesai alacakları, iş kazaları ve tazminat davalarına yönelik hukuki danışmanlık ve dava hizmeti vermektedir.