Eğitim, Anayasa Tarafından Doğrudan Güvence Altına Alınmış Bir Haktır Ve Başvurucunun Tamamladığı Eğitimin Sonrasında Diplomasının İptaline Karar Verilmesi Ve Dolayısıyla Bu Eğitimin Geçersiz Sayılması Başvurucunun Eğitim Hakkına Müdahale Edilmesi Anlamın



 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 
 

İKİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ABİDİN PİŞGİN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2018/16871)

 

Karar Tarihi:18/10/2023

R.G. Tarih ve Sayı: 20/2/2024-32466

 
 
 
 



İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, doktora eğitiminin geçersiz sayılması nedeniyle eğitim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 22/6/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. 

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. 

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

9. 1/1/1968 doğumlu olan başvurucu 4/6/1990 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksekokulundan mezun olmasının ardından 2011 yılında Fatih Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Ana Bilim Dalında yüksek lisansını bitirmiştir. Başvurucu, 2011-2012 eğitim öğretim yılında Gürcistan Uluslararası Karadeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Yönetimi Ana Bilim Dalında doktora çalışmalarına başlamış; 2012-2013 eğitim öğretim yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsüne işletme doktora programına yatay geçişle kabul edilmiştir. 

10. Başvurucu, Süleyman Demirel Üniversitesinde yürüttüğü doktora eğitimini tamamlayarak Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulunun 7/5/2015 tarihli kararıyla mezun olmuştur. 

11. Başvurucu, doktora programından mezuniyetinin ardından Ardahan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Sağlık Yönetimi Bölümünde yardımcı doçent olarak görev yapmaya başlamıştır. 

12. 1/3/2016 tarihinde, Gürcistan Uluslararası Karadeniz Üniversitesinden yapılan yatay geçişlerin mevzuata uygun yapılıp yapılmadığı hususunda Süleyman Demirel Üniversitesinde bir inceleme başlatılmıştır. Yapılan inceleme sonucunda başvurucunun doktora yeterlilik sınavına girebilmesi için Süleyman Demirel Üniversitesinin Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği'nde aranan seminer dersini almış olma şartını taşımadığı tespit edilmiştir. Söz konusu eksiklik nazara alınarak 11/5/2016 tarihinde Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu kararıyla başvurucunun doktora mezuniyetinin iptaline karar verilmiştir. 

13. Başvurucu; Süleyman Demirel Üniversitesi tarafından kendisinden talep edilen tüm yükümlülükleri başarıyla yerine getirerek doktora programından mezun olduğunu, Üniversite tarafından başlatılan incelemenin yatay geçişlerin mevzuata uygun yapılıp yapılmadığı hususunda olduğunu ancak soruşturmanın kapsamının genişletilerek işlem tesis edildiğini, 1/7/1996 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanan ve mezun olduğu dönemde yürürlükte bulunan genel nitelikteki Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği hükümleri uyarınca seminer dersi alma zorunluluğu olmadığını, Üniversite tarafından çıkarılan özel nitelikteki yönetmelik hükümleri ile daraltıcı şart getirilemeyeceğini, ortaya çıkan eksikliğin kendi kusurundan kaynaklanmadığını belirterek 11/5/2016 tarihli Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu kararının iptali talebiyle dava açmıştır. 

14. Mahkeme, başvurucunun açtığı davayı 6/4/2017 tarihinde oyçokluğu ile reddetmiştir. Kararın gerekçesinde;

i. Doktora eğitiminde seminer çalışması yapma zorunluluğunun Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği'ne, genel Yönetmelik'teki yetkiye dayanılarak getirildiği, 

ii Başvurucunun doktora eğitimi aldığı dönemde doktora eğitimi alan başvurucuyla birlikte toplam beş öğrenci hariç tüm öğrencilerin seminer çalışmasında başarılı olarak mezun edildiği,

iii. Bu durumda doktora programından mezun olan başvurucunun mevzuatta öngörülmesine rağmen seminer çalışmasını yapmadan yeterlilik sınavı ve tez önerisi aşamalarına alınıp bu aşamalarda da başarılı olduğu kabul edilerek mezun edildiği,

iv. Davalı idarenin mevzuatın açıkça öngördüğü şartı taşımadığı hâlde başvurucuyu mezun ederek açık hataya düştüğü belirtilerek idarenin yokluk, açık hata ve ilgilinin yalan beyanına dayanarak yaptığı işlemleri bir süre sınırlaması olmaksızın her zaman geri alabileceği, kaldırabileceği veya iptal edebileceği, buna ilişkin işlemlerin kişiler yönünden kazanılmış hak doğurmasının imkân dâhilinde olmadığı vurgulanmış; başvurucunun hukuka açıkça aykırı şekilde doktora programından mezun edildiğinin anlaşılması üzerine doktora mezuniyetinin iptal edilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. 

15. Karşıoy kullanan Mahkeme Başkanı karşıoy yazısında, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun (İBK) 19/3/1988 tarihli ve 19759 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 6/7/1987 tarihli ve E.1987/1,2,4, K.1987/2 sayılı kararına atıf yapmıştır. İBK kararında, yanlış idari işlemlerden dolayı kişi yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş bir durum doğmuş ise idari işlemlerin ancak iptal davası süresi içinde geri alınabileceği belirtilmiştir. Bu sürenin geçmiş olması hâlinde idare için de işlemin kesinleşmiş olacağı ancak bu kuralın iyi niyetli kişiler için geçerli olup yokluk ve mutlak butlan hâlleri ile kişinin gerçek dışı beyan ve hilesinin yanlış işlem tesisine neden olduğu durumlarda idarenin yanlış işlemini böyle bir süre şartına bağlı kalmaksızın, geçmişe doğru yürür şekilde geri alabileceği vurgulanmıştır. Mahkeme Başkanı, ilgili İBK çerçevesinde yeterlilik sınavına alınmadan önce öğrencilerle ilgili gerekli incelemeleri yapmak zorunda olan davalı idarenin başvurucuya seminer dersini alması gerektiği yönünde herhangi bir bildirimde bulunmadığını, dolayısıyla olayda başvurucuya atfedilecek hile veya yalan beyan gibi bir durum olmadığını belirtmek suretiyle başvurucu açısından doktora mezuniyetinin kazanılmış hak olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etmiş; dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşarak davanın kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur. 

16. Başvurucunun anılan karara karşı benzer gerekçelerle yaptığı istinaf başvurusu Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesince 30/11/2017 tarihinde, temyiz başvurusu ise Danıştay 8. Dairesi tarafından 19/3/2018 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. 

17. Başvurucu, karardan 7/6/2018 tarihinde haberdar olmuş; 11/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

18. 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun "İçtihatların birleştirilmesini istemeye yetkili olanlar" kenar başlıklı 40. maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları şöyledir:

"İçtihatların birleştirilmesi veya birleştirilmiş içtihatların değiştirilmesi, Danıştay Başkanı, konu ile ilgili daireler, idari ve vergi dava daireleri kurulları veya Başsavcı tarafından istenebilir. 

...

"Bu kararlara, Danıştay daire ve kurulları ile idari mahkemeler ve idare uymak zorundadır."

19. 1/7/1996 tarihli ve 22683 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren mülga Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği’nin "Doktora Programı" üst başlığını taşıyan "Amaç ve Kapsam" başlıklı 18. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Doktora programı, toplam yirmibir krediden az olmamak koşuluyla en az yedi adet ders, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışmasından oluşur. "

20. Aynı Yönetmelik'in "Yeterlilik Sınavı" başlıklı 21. maddesinin (g) bendi şöyledir:

"Doktora Yeterlik Komitesi, yeterlik sınavını başaran bir öğrencinin, ders yükünü tamamlamış olsa bile, Madde 19-b'de öngörülen duruma düşmemesi koşuluyla, dördüncü yarıyıldan sonra da fazladan ders(ler) almasını isteyebilir. Fazladan alınacak ders(ler)i altıncı yarıyılın sonuna kadar başarıyla tamamlayamayan öğrencinin yükseköğretim kurumu ile ilişiği kesilir."

21. Aynı Yönetmelik'in "Doktora Diploması" başlıklı 25. maddesi şöyledir:

"a) Tez sınavında başarılı olmak ve diğer koşulları da sağlamak kaydıyla doktora tezinin ciltlenmiş en az üç kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenci Doktora Diploması almaya hak kazanır.

b) Doktora Diploması üzerinde öğrencinin izlemiş olduğu enstitü anabilim dalındaki programın onaylanmış adı bulunur. "

22. Mülga Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği'nin "Dayanak" başlıklı 3. maddesi şöyledir:

" Bu Yönetmelik, 4/1/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü, 44 üncü ve 46 ncı maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır"

23. Aynı Yönetmelik'in "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrasının (ö) bendi şöyledir:

"Seminer: Öğrencinin danışmanı ile birlikte belirlediği bir konuyu hazırlayıp, yarıyıl sonunda sözlü olarak sunduğu ve tez yazım kurallarına göre yazılı olarak Enstitüye teslim ettiği çalışmayı ifade eder"

24. Aynı Yönetmelik'in "Ders Yükü" başlıklı 33. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Doktora programı; dersler, iki seminer ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 180 krediden ve yeterlilik sınavı ile tez önerisinden oluşur. 60 krediyi, bir seminer dahil başarıyla tamamlayan öğrenciler ders dönemini tamamlamış sayılır ve yeterlik sınavına geçebilir. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrencilerden en az 120 krediyi, bir seminer dahil, başarıyla tamamlayan öğrenciler ders dönemini tamamlamış sayılır ve yeterlik sınavına geçebilir."

25. Danıştay İBK'nın 19/3/1988 tarihli ve 19759 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6/7/1987 tarihli ve E.1987/1, 2, 4, K.1987/2 sayılı kararında 1967-1968 yılı üniversiteler arası giriş sınavında fakülteye kayıt için yeterli puanı almamış olmalarına rağmen hileyle idareyi yanıltarak Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesine kayıt yaptıran davacılar hakkında tesis edilen ilişik kesme işleminin bu kişilerin sahip oldukları fiilî durum sebebiyle kazanılmış hak ilkesine aykırılık teşkil edip etmediği hususu ele alınmıştır. Kararda, yanlış idari işlemlerden dolayı kişi yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş bir durum doğmuş ise işlemlerin ancak iptal davası süresi içinde geri alınabileceği, bu sürenin dolması hâlinde ise idare için de işlemin kesinleşeceği kuralına yer verilmiştir. Bununla birlikte kararda; söz konusu kuralın iyi niyetli kişiler için geçerli olduğu, yokluk, butlan yahut kişinin gerçek dışı beyanı ve hilesi gibi yanlış işlem tesisine neden olduğu hâllerde süre şartına bağlı kalınmaksızın işlemin geçmişe etkili olarak geri alınabileceği belirtilmiş ve sakat işlemlerin öğrenim süresi içinde geri alınmasında bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 

V. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Anayasa Mahkemesinin 18/10/2023 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

27. Başvurucu;

i. Doktora yeterlilik sınavına girmek için istenen seminer dersi alma şartının mülga Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği uyarınca arandığını oysa mülga Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği’nin 18. maddesi uyarınca seminer dersi alma zorunluluğu olmadığını,

ii. Mülga Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği’nin üst norm niteliği taşıdığını, üst norma aykırı olan bir normun eğitim ve öğretim hakkını kısıtlayıcı şekilde uygulanamayacağını,

ii. Mülga Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği'nin tüm hükümleri birlikte değerlendirildiğinde seminer dersi alma zorunluluğunun yalnızca yüksek lisans aşaması için öngörüldüğünü, doktora aşaması için söz konusu şartın aranmayacağını, 

 iv. Diploma iptaline neden olan seminer dersi almadan yeterlilik sınavına girme eylemi yönünden hiçbir kusurunun yahut yanıltmasının bulunmadığını, idare tarafından gerçekleştirilen hatalı bir işlem sebebiyle sorumluluğun kendisine yüklenmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu,

v. Seminer dersi alma yükümlülüğü olduğu ve ilgili dersi almadan doktora yeterlilik sınavına kabul edilemeyeceği hususunda bilgilendirilmediğini, 

vi. 27/3/2013 tarihinde Üniversite tarafından yeterlilik sınavına girebileceği yönünde tespit yapıldığını ve yeterlilik sınavını geçmesinden üç yıl sonra tesis edilen işlemin kazanılmış hak ilkesine aykırılık teşkil ettiğini,

vii. Doktora diplomasının iptal edilmesi sebebiyle, atandığı yardımcı doçentlik kadrosunun da elinden alındığını belirterek anılan işlem uyarınca eğitim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. 

28. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin Yüksel Baran (B. No: 2012/782, 26/6/2014) içtihadında altını çizdiği ilkelere atıf yapılmıştır. Bu doğrultuda devletin bu konuda yapacağı düzenleme ve uygulamalarda belli bir takdir alanına sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu doğrultuda eğitim alanında devletin niteliği gereği düzenleme yapılması gerekliliğinin bulunduğuna işaret edilerek bazı kısıtlamaların getirilmesinin de doğallığına dikkat çekilmiştir. Bu bağlamda devletin eğitim alanına ilişkin takdir yetkisine sahip olduğu ve eğitim kurumunun seviyesi yükseldikçe bu takdir yetkisinin arttığı belirtilmiştir (Yüksel Baran, § 37). Eldeki başvuruda başvurucu hakkında tesis edilen işlem ve işleme karşı açılan iptal davası neticesinde yerel mahkemenin sunduğu gerekçe dikkate alınarak başvurucunun doktora mezuniyetinin iptal edilmesine ilişkin kararın yasal dayanağının bulunup bulunmadığı, meşru amaç taşıyıp taşımadığı, demokratik toplumda gerekli olup olmadığı ve güdülen amaçla arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunup bulunmadığı hususlarının incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. 

29. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu, hakkında tesis edilen işlemin idarenin taktir hakkına bağlanmasının mümkün olmadığını vurgulayarak bireysel başvuru formunda dile getirdiği şikâyetleri tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir. 

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

31. Anayasa'nın 42. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz."

32. Eğitim, Anayasa tarafından doğrudan güvence altına alınmış bir haktır. Ayrıca eğitim, çok özel bir kamu hizmeti olarak sadece doğrudan faydaları olan bir hizmet değil geniş sosyal fonksiyonları da olan bir hizmettir. Demokratik bir toplumda insan haklarının sağlamlaşması ve devamı için eğitim hakkının vazgeçilmez ve temel bir katkısı olduğu da aşikârdır (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583,10/12/2014, § 66). Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında eğitim hakkının yükseköğrenim seviyesini de kapsadığına (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 28; İhsan Asutay, B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 36), belli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumlarına etkili bir biçimde erişimin sağlanmasını güvence altına aldığına (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 68), kamu otoritelerine bireyin eğitim ve öğrenim almasını engellememe şeklinde bir negatif ödev yüklediğine (Adem Öğüt ve diğerleri, B. No: 2014/20527, 22/11/2017, § 44; Yüksel Baran, B. No: 2012/782, 26/6/2014, § 36) karar vermiştir.

33. Bununla birlikte eğitim kurumlarına erişim hakkı, eğitim hakkının sadece bir yönünü oluşturmaktadır. Hakkın etkili olması için buna ilave olarak eğitim alan kişi aldığı eğitimden menfaat sağlama imkânına da sahip olmalıdır. Bu imkâna sahip olabilmek için ise bir ülkede yürürlükteki kurallara uygun olarak tamamlanan eğitimin ülkenin resmî makamlarınca tanınması gerekmektedir (Rauf Bekiroğlu, B. No: 2014/127, 19/7/2017, § 25).

34. Başvurucunun aldığı eğitimin sonunda diploma verilmesini istemesi, aldığı eğitimden menfaat sağlaması ve eğitiminin ülkenin resmî makamlarınca tanınması için bir gerekliliktir. Aksi takdirde başvurucu aldığı eğitimden menfaat sağlayamadığı için eğitimi geçersiz kılınmış olacaktır (Şehmus Altuğrul, B. No: 2017/38317, 13/1/2021, § 42). Bu nedenle başvurucunun tamamladığı eğitimin sonrasında diplomasının iptaline karar verilmesi ve dolayısıyla bu eğitimin geçersiz sayılması başvurucunun eğitim hakkına müdahale edilmesi anlamına gelir. 

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

35. Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

 “Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

36. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen şartları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 42. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın42. maddesinde ya da ilgili diğer maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama şartlarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik 

37. Başvurucunun eğitim hakkına yönelik olan ve diplomasının iptal edilmesi şeklinde yapılan müdahale mülga Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği'nin 4. ve 33. maddelerine dayanmaktadır. İlgili düzenlemenin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır. 

ii. Meşru Amaç

38. Taşıdığı öneme karşın eğitim hakkı, niteliği gereği bazı düzenlemelere tabidir. Şüphesiz eğitim kurumlarını düzenleyen kurallar, toplumun ihtiyaç ve kaynakları ile eğitimin farklı düzeylerine has özelliklere göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle devletin bu konuda yapacağı düzenleme ve uygulamalarda belli bir takdir alanına sahip olduğunun kabulü gerekir (Ünal Yıldırım, B. No: 2013/6776, 5/11/2014, § 42; Savaş Yıldırım, B. No: 2013/6258, 10/6/2015, § 42). Devletin bu takdir alanı eğitim kurumunun seviyesi yükseldikçe artar, buna karşılık eğitimin birey ve toplum bakımından önemine bağlı olarak azalır (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, § 67). Devletin sahip olduğu takdir yetkisi, toplumun ihtiyaçlarını gözeterek var olan eğitim kurumlarını kaldırmayı veya statülerinde değişiklik yapmayı da kapsamaktadır. Şüphesiz devletin belirtilen bu takdir alanı içinde hareket ederken meşru bir amaca dayanan değişiklikler yapması da kendisinden beklenecektir (Melih Sivas, B. No: 2016/15634, 28/6/2018, § 58).

39. Anayasa'nın 42. maddesinde eğitim hakkının sınırlandırılmasına ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Bununla birlikte eğitim hakkının mutlak ve sınırsız bir hak olduğu düşünülemez. Nitekim anılan maddenin ikinci fıkrasında yer verilen "Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir." ifadesi ile devlete bir takdir alanı yaratılmıştır. Eğitim hakkının Anayasa'nın Sosyal ve Ekonomik Haklar bölümünde düzenlendiği hususu da gözetildiğinde devlete tanınan bu takdir hakkının özünde bir sınırlama yetkisi de içerdiği anlaşılmaktadır. Öte yandan Anayasa'da diğer haklardan farklı olarak eğitim hakkının sınırlanması hususunda kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru amaçlar listesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kanun koyucunun eğitim hakkının sınırlanması hususundaki takdir aralığının geniş olduğu ifade edilebilir. Ancak kanun koyucunun bu takdir yetkisinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi olduğu açıktır (Adem Öğüt ve diğerleri, § 53).

40. Somut olayda idarenin doktora mezuniyet belgesinin iptali şeklinde gerçekleştirdiği müdahalenin temeli başvurucunun doktora yeterlilik sınavına girmeden önce mülga Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Lisansüstü Eğitim Öğretim ve Sınav Yönetmeliği gereği alması gereken seminer derslerini almamasıdır. Bu sebeple somut olaydaki müdahalenin eğitimin kalitesinin korunması şeklinde ifade edilebilecek bir meşru amaçla gerçekleştiği sonucuna varılmıştır (benzer değerlendirmeler için bkz. Özcan Özsoy, B. No: 2014/5881, 15/2/2017, § 43; Şehmus Altuğrul, B. No: 2017/38317, 13/1/2021, § 48).

iii. Ölçülülük 

 (1) Genel İlkeler

41. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38). 

42. Buna göre eğitim hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasının yanında gerekli olması da gerekir. Gereklilik yukarıda da belirtildiği üzere hakka müdahale teşkil eden birden fazla araç arasından hakkı en az zedeleyen aracın seçilmesini ifade etmektedir. Hak ve özgürlüğü sınırlayan tedbirlerden hangisi diğerlerine nazaran hakkın norm alanına daha az müdahale edilmesi sonucunu doğuruyorsa o tedbirin tercih edilmesi gerekir. Bununla birlikte hakka müdahale oluşturacak aracın seçiminde kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir payının bulunduğu da kabul edilmelidir. Zira yetkili kamu makamları, öngörülen amaca ulaşılması bakımından hangi aracın etkili ve verimli sonuçlar doğuracağına ilişkin olarak isabetli karar verme noktasında daha iyi bir konumdadır. Özellikle alternatif aracın bulunmadığı veya mevcut alternatiflerin öngörülen meşru amaca ulaşılması bakımından etkili olmadığı ya da daha az etkili olduğu durumlarda kamu makamlarının araç seçimi hususundaki tercih yetkisinin gereklilik kriterini sağlamadığının söylenebilmesi için çok güçlü nedenlerin bulunması gerekir (Şehmus Altuğrul, § 50).

43. Öte yandan eğitim hakkına yönelik müdahaleler orantılı olmalıdır. Orantılılık sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasına işaret etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre eğitim hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve başvurucunun eğitim hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir (Şehmus Altuğrul, § 51).

 (2) İlkelerin Olaya Uygulanması

44. Somut olayda başvurucunun doktora yeterlilik sınavına girebilmek için aranan seminer dersini almış olma şartını taşımadığı tespit edilmiş ve söz konusu eksiklik nazara alınarak 11/5/2016 tarihinde Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim Kurulu kararı ile başvurucunun doktora mezuniyetinin iptaline karar verilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun eğitim hakkına yönelik olarak gerçekleştirilen müdahalenin ilgili eksiklik sebebiyle gereklilik arz ettiği ve meşru amaç olan eğitim kalitesinin sağlanması için elverişli olduğu görülmüştür. 

45. Bununla birlikte müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi elzemdir. Bu ölçekteki, müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamalı ve bireye orantısız bir külfet yüklenmemelidir. 

46. Eğitim hakkına yönelik müdahalenin orantılık incelemesi yönünden başvurucunun ve idarenin kusurlarının bulunup bulunmadığı hususları önem arz etmektedir. Bu bağlamda tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da dikkate alınır (Şehmus Altuğrul, § 53).

47. Başvurucu -aldığı eğitimin seviyesi dikkate alındığında- kendisine haklar ve birtakım ödevler yükleyen ilgili mülga Süleyman Demirel Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği'ni bilmekle yükümlüdür. Nitekim seminer dersi alma zorunluluğu da anılan Yönetmelik'ten kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Yönetmelik'te öngörülen söz konusu zorunluluğa rağmen başvurucunun doktora eğitimi sırasında seminer dersi alma yönünde bir talebinin bulunduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadığı görülmüştür. Bu bilgiler ışığında söz konusu eksiklik yönünden başvurucunun kendinden beklenen özeni gösterdiği söylenemez.

48. Bununla birlikte doktora yeterlilik sınavına katılma şartlarını taşımamasına rağmen başvurucunun yeterlilik sınavına kabul edilmesinde idarenin kusuru olduğu, sınav için gerekli şartları taşıdığı hususunda idare tarafından hatalı bir değerlendirme yapıldığı da açıktır. İdarenin ilgilisinin hilesi yahut açık hata sonucunda tesis ettiği hatalı işlemler dışında kalan işlemleri geri almasına yönelik yargısal içtihat (bkz. § 25) dikkate alındığında bu işlemlere yönelik iptal süresinin iptal davası açma süresiyle sınırlandırıldığı anlaşılmıştır. Ne var ki başvurucunun 7/5/2015 tarihinde almaya hak kazandığı diplomasının 11/5/2016 tarihinde iptaline karar verildiği görülmüştür. Başvuruya konu yargılamada yukarıda işaret edilen içtihattan hangi sebeple vazgeçildiğine ilişkin bir açıklama da yapılmamıştır.

49. İyi yönetişim ilkesi gereği, kamu yararı kapsamında bir husus söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmeleri gerekir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68; Ayten Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685, 23/5/2018, § 44). Gerek başvurucunun gerekse idarenin kusurlu hareket ettiği bu uyuşmazlıkta hatalı işlemden kaynaklanan tüm sorumluluğun başvurucuya yüklenerek -işlemin tesisinin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra- diploma iptaline karar verilmesi iyi yönetişim ilkesinin unsurlarından olan idarenin tutarlılığı prensibiyle de çelişmekte ve kamu menfaatleri ile bireysel yarar arasında kurulması gereken dengenin bozulmasına yol açmaktadır. Diğer bir ifadeyle somut olayda idarenin de yükümlülüklerini ihmal etmesinden doğan külfetin sadece başvurucuya yüklenmesi sonucu ortaya çıkmış ve bu durum başvurucunun eğitim hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılmıştır.

50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

51. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

52. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinde yer almaktadır.

53. Başvuruda tespit edilen eğitim hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Eğitim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 42. maddesinde güvence altına alınan eğitim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 42. maddesinde güvenceye bağlanan eğitim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Isparta İdare Mahkemesine (E.2016/565, K.2017/839) GÖNDERİLMESİNE,

D. 294,70 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 19.094,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 18/10/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.